16 Haziran 2014 Pazartesi

NBA'de de 'az çoktur'



NBA final serisinin hikâyesi belliydi. Bir tarafta havalı saçları, iddialı duruşuyla NBA’in en önemli figürlerinden Pat Riley’nin kurduğu Miami Heat’in çok forma sattıran, gösterişli süper yıldızları... Diğer tarafta basketbolu yakından takip edenlerin bile sokakta görse tanımayacağı RC Buford’un kurduğu, manşetlerden uzak Tim Duncan’ın etrafına yerleştirilmiş San Antonio Spurs bütününün parçaları...

Kazanan, tüm parçalarından anlamlı bir bütün oluşturmayı başaran San Antonio oldu. Üstelik 1999’dan bu yana ligin en iyi savunma takımlarından biri olarak gösterilen, zaman zaman sıkıcı olmakla eleştirilen, en son şampiyon olduğunda ABD tarihindeki en düşük reytingli NBA final serisini yaşatan Spurs; bu kez playoff’ta maç başına yaklaşık 107 sayı atarak, izlemesi en eğlenceli takım apoletini takarak başardı bunu. basketball-reference.com verilerine göre, modern NBA tarihinde ilk kez şampiyon olan bir takımda playoff’ta maç başına 20 sayı atan oyuncu yok. San Antonio’nun başarıya nasıl ulaştığını en iyi özetleyen istatistik bu.

Spurs, modern basketbolun geldiği en üst nokta. Antrenör Gregg Popovich, tıpkı ünlü mimar Ludwig Mies van der Rohe gibi sade bir yaklaşımla, detaylara önem vererek bu kusursuz hücum takımını yarattı. Rohe’nin ünlü “Az, çoktur” sözünü kanıtlarcasına, oyuncuların sayı ortalaması azaldıkça takım daha çok sayı atmaya başladı.

Peki bunu nasıl yaptı San Antonio? Takımca yardımlaşma, fedakârlık, paylaşım, güven ve zekâya dayalı bir basketbol oynadılar tüm sezon. Ayrıca mükemmel bir şut yüzdesi yakaladılar. Son 10 sezonda sekiz genel menajer, dokuz başantrenör çıkarmış Spurs organizasyonunda her şeyi tek adama bağlamak gerçekten uzaklaşmanıza sebep olabilir. Bu yüzden takımın ligin en iyi şut atan ekibi olmasında, yardımcı antrenör Chip Engelland’ın rolünü atlamamak gerekiyor. San Antonio’nun şutlardaki temel amacı “harika bir şut için iyi bir şuttan vazgeçmek.”

Bunu yapabilmek için de pas vermeyi tercih edecek, fedakâr oyunculara ihtiyacınız var. Spurs oyuncularının topu nasıl paylaştığının sayılarla açıklamak mümkün. NBA TV verilerine göre dördüncü maçta Miami toplamda 267 pas yaparken, San Antonio 380 pas yapmış. Sürekli topun dolaştığı, topsuz oyuncunun hareketlerine dayalı, en doğruyu aramak üzerine kurulu bir sistemi var Popovich takımının.

Bunu başarabilmek için doğru oyunculara ve saha içi liderine ihtiyacınız var. Spurs’ün lideri Tim Duncan, 1997’de takıma katıldığından bu yana takımın çehresini değiştiren bir süper yıldız. Bakmayın süper yıldız dendiğine, Duncan ile ilgili çok da “süper” bir şey yok. Onu Michael Jordan gibi havada asılı kalırken, Magic Johnson gibi sırtından pas verirken, Shaquille O’Neal gibi herkesi yıkıp geçerken ya da değişik danslar sergilerken göremezsiniz. Wilt Chamberlain gibi kaç kadınla birlikte olduğunu söylemez, saçlarını Allen Iverson gibi örmez, Kobe Bryant gibi takım arkadaşlarını eleştirmez. O kadar yetenekli olmasına karşın kariyerinde sadece bir kez 50 sayı barajını geçmesi, Duncan’ın kişisel şöhretini takım başarısı için feda ettiğinin en büyük göstergesi. Bugün Tim Duncan’ın aynı dönemin bir başka yıldızı Shaquille O’Neal’dan bir fazla şampiyonluğu var. Çıkardıkları gürültüye bakılırsa, inanması epey zor.

Duncan, San Antonio’nun pas oyununu tanımlayan tek oyuncu değil. Koç Popovich’in final serisinin üçüncü maçından sonra sahaya sürülen Boris Diaw, bir forvet olarak kusursuz saha görüşü ve oyun hissiyatıyla fark yaratan isimlerden biriydi. Geçen yaz Tony Parker ile birlikte Fransa Milli Takımı’nı Avrupa Şampiyonu yapan Diaw’ın, eski dostuyla bir de NBA şampiyonluğu yaşaması sürpriz değil. Topsuz oyunda sürekli hareket eden takım arkadaşlarını gören Diaw, San Antonio sistemini oluşturanlardan birisi.

Yine de pas odaklı bu yapının işlemesini sağlamak için rakibe karşı bir avantaj yakalamak durumunda San Antonio. Daha da basitleştirmek gerekirse, savunmanın dengesini bir şekilde bozması gerekiyor. Duncan ikili sıkıştırmaları eskisi kadar çok çeken bir hücum silahı olmadığından, iş topu elinde tutan kişiye, Tony Parker’a kalıyor. Parker’ın topla çembere giderken bire birde adam eksiltme yeteneği, rakip savunmaların özellikle içeride ona yardım getirmesine sebep oluyor. Bu da dışarıdaki şutörlerin boş kalması anlamına geliyor. Karar verme yeteneği üst düzey Parker, rakip defansın hamlesine göre ya kendi skorunu yaratıyor, ya da uzman şutörleri görüyor.

Benzer bir durum Manu Ginobili için de geçerli. Zaten onun için bu oyun tarzı yeni değil. 2004 Atina’da altın madalya kazanan unutulmaz Arjantin Milli Takımı’nın da temel değerleri Spurs’e benzer top paylaşımı, topsuz hareket ve yüksek tempoydu. Ginobili artık 36 yaşında fakat hâlâ oyunu çeşitlendiren önemli faktörlerden biri.

Oyun çeşitliliği San Antonio’nun bu sistemi işletebilmesi açısından çok önemli çünkü ellerinde LeBron James gibi her şeyi yapabilen bir yıldız yok. Bu yüzden Spurs, personel seçiminde görev tanımlarına göre uzmanlaşmış isimleri tercih etmek zorunda. Tony Parker’ın hücumda boş şutörleri görmesinden bahsetmiştik, işte o boş kalan şutörlerin köşelerden nasıl şut attığı, Spurs yönetiminin ne kadar doğru işler yaptığının bir göstergesi. nba.com verilerine göre sadece köşelerden atılan üçlüklerde Patty Mills yüzde 47, Marco Belinelli de yüzde 45 isabet oranı yakalamış durumda. En iyi bildiğiniz işi yapmanızı isteyen bir şirkette çalıştığınızı düşünün. Orada mutlu ve başarılı olmaz mıydınız?

Kawhi Leonard olurdu, oldu da. Spurs için takımın bir parçası olmak o kadar önemli ki ayıp olmayacağını bilse finalin en değerli oyuncusu ödülünü kabul etmeyecek Leonard. 22 yaşında, temel görevi rakibin ana silahını durdurmak ve hücumda kendisine yaratılan pozisyonları bitirmek olan bir forvet NBA tarihine MVP (En Değerli Oyuncu) ödülüyle geçti. Çünkü mutluydu ve üstüne düşen görevi kusursuz yerine getirdi. Nasıl mı? Finalde yüzde 61 saha içi, yüzde 58 üçlük isabetiyle 17.8 sayı-6.4 ribaund-iki asist-1.6 top çalma ve 1.2 blok ortalamaları tutturarak.

NBA tarihinin en çok şampiyon olan antrenörü Phil Jackson, Türkçeye henüz çevrilmeyen “Eleven Rings” kitabında en zor kazandığı şampiyonlukları, üst üste üçüncü yılda kazanılan şampiyonluklar olarak tanımlar. Takım içi ilişkilerin yıpranması, kazanma motivasyonunun azalması, başarıya nasıl ulaşıldığının unutulmasını önemli zorluklar olarak gösterir usta koç. Miami Heat’in final serisinde nasıl dağıldığına bakınca tecrübenin bir kez daha üstün geldiğini söylemek mümkün. Miami’nin süper yıldız etiketli oyuncuları, maçta geriye düştükleri her anda çözümü tek başına arama eğilimine gittiler. Sorumluluktan kaçmadıklarını göstermek adına bireysel denemelere gittiler. Finalin son maçında LeBron ilk çeyrekte 17 sayı atınca, ikinci periyotta yeni bir skorer çıkarma telaşına gitti Heat. Ginobili’nin oyuna girişi, 17-2’lik San Antonio serisini tetikledi. Bu noktada takım, James’i unuttu ve temel silahı üzerinden sadece iki kez hücum etti. Onlar da bireysel zorlamalarla atılmış iki isabetsiz şut.

San Antonio, NBA tarihinin en özel şampiyonluklarından birine imza attı fakat bu NBA düzenini değiştirmeyecek. Spot ışıkları hâlâ Miami’nin süper yıldızlarının üzerinde olacak, Pat Riley yine en büyük yıldızları Florida’ya getirecek ve Heat gelecek sene de şampiyonluk kovalayacak. San Antonio ise kendi doğrularından vazgeçmeyerek yeni kahramanlar yaratmayı sürdürecek.

* Bu yazı 16 Haziran 2014'te aljazeera.com.tr'de yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme