20 Nisan 2016 Çarşamba

Fenerbahçe gibi kazanmak



2015 Mayıs'ında, bir cuma günü Madrid Opera Meydanı'nı dolduran Türklerin yüzünde aynı ifade vardı: Heyecandan ne yapacağını bilemeyen, bir an önce maç saatinin gelmesini bekleyen, stres/mutluluk/tedirginlik/heyecan ve adı konulamaz daha birçok duyguyu aynı anda hisseden... O saf duygular, Barclaycard Center'da yerini hüzne bıraktı. Andres Nocioni'nin başlattığı sertliğe boyun eğen Fenerbahçe, kaybetti. O gece Madrid'de gözü yaşlı, başı önde binlerce Fenerbahçe taraftarının konuşmaya mecali yoktu da, herkesin tek bir dileği vardı: “Keşke bir rövanşı olsa...”

Nitekim çeyrek finalde geçmişin anıları o kadar yoğundu ki; Fenerbahçe'nin İstanbul'daki iki maçı nasıl kazandığı, Real Madrid'i ne kadar sürklase ettiği bile unutulmuştu. Temkinli olmanın zamanıydı. Fakat spor böyle bir şey işte: Hatıralarınızla değil, bugün ne durumda olduğunuzla ilgilenir. Ve bugün Fenerbahçe, Real Madrid'in katbekat önünde.

“Her insanın hayatı bir şekilde biter. İnsanları birbirinden ayıran fark, nasıl yaşadığı ve ne şekilde öldüğüdür.” der Ernest Hemingway. Bu serideki fark da buydu: Fenerbahçe Final Four'a kalırken, Real Madrid'in tüm karakterini bozdu. İlk iki maçla ilgili akılda kalan ilk not, Fenerbahçe'nin Real'i boyalı alan dışına püskürttüğü ve dış atışlara zorladığıydı. Öyle ki, Madrid ilk maçta 34 üçlük, 25 ikilik denemişti. Real Madrid koçu Pablo Laso'nun seri analizinde bu not öne çıkmış olmalı ki, ev sahibi olduğu maça iç-dış dengesini sağlamak için çıktı. Teşhis doğruydu doğru olmasına da, tedavi için kullandığı ilacın yan etkileri çok ağırdı.

Laso tedavi için topu ısrarla pota altına indirmeyi istedi maçın başında. İlk iki maçın toplamında dört şut deneyen Gustavo Ayon, 13 top kullandı. Ayon'a top indirme önceliğini benimseyen Real Madrid, maçın yavaşladığını fark etmedi. Tedavinin komplikasyonu, hastalığın kendisinden daha ağır çıktı. Real Madrid koçu Pablo Laso bu detaya o kadar boğuldu ki, kendisini başarılı kılan etkenleri unutarak, hiç de Real Madrid gibi oynamadan kaybetti. Ne tempo artırabildiler, ne pozisyon sayısı... Öte yandan Fenerbahçe, sezon başından bu yana takımı var eden stratejiden dışarı çıkmadı. Hemingway'in dediği oldu, iki takım arasındaki farkı nasıl yaşadıkları ve nasıl öldükleri belirledi...

Fenerbahçe için öyle bir maç geçti ki, oyuncular çıkıp “günlerdir hazırlandığımız üçüncü maç bu muydu yani?” dese, ukalalık olarak algılanmamalı. Obradoviç'in ilk iki maç stratejisi Laso'nun aklına o kadar girmiş ki, seriyi İstanbul'da kazanmış Fenerbahçe. Özel hiçbir şey yapmadı sarı-lacivertliler. Ekpe Udoh ve Gigi Datome savunmadaki tüm açıkları kapattı, Pero Antiç ribaundlara önemli katkı yaptı ve 2016 model Bobby Dixon baskı savunması ve penetrelerini gösterdi. Sürpriz yoktu.

Esasında Real Madrid'in iyi dönemleri de oldu maçın içinde. Bandırma'da Fenerbahçe'nin Banvit'e kaybettiği maçta Selçuk Ernak'ın denediği alan savunmasının tıpa tıp aynısını uyguladılar ikinci çeyrekte. Başarılı da oldular. Fakat alan savunması tüm maçı götürebilecek bir strateji değil. Hele ki playoff çeyrek finalinde. Tabii bu noktada Bogdan Bogdanoviç'i de özel bir yere koymak gerekiyor. Tıpkı ilk maçın başında olduğu gibi, başta en iyi kısa savunmacısı Sergio Llull ile savundu Real, Bogdanoviç'i. Uzunların da yardımıyla, onu kötü şutlara zorladılar. Fakat oyunu hiç zorlamadı, maçın kendisine gelmesini bekledi 92 doğumlu forvet. Efsane koç Aydın Örs, “İyi oyuncu olmakla, büyük oyuncu olmak farklı şeylerdir.” demişti bir sohbetinde. Bogdanoviç, Aydın hocanın tanımladığı “büyük oyuncu” olma adımlarını teker teker atıyor bu sene. İşin krize girdiği anlarda soğukkanlılığı ve sorumluluktan kaçmaması, maçı Fenerbahçe'ye getiren etkenlerdendi.

Çok değil, daha beş ay önceydi... Aralık ayında, henüz Euroleague'in ilk turunda Real Madrid'in işini bitirme fırsatı vardı Fenerbahçe'nin. Real'i Madrid'de yenmek, geçen sene Final Four'da yenildiği salonda, son şampiyonu kupa dışına itmek anlamına geliyordu. Bir normal sezon galibiyeti, rövanş demekti. Olmadı, Fenerbahçe deplasmanda kaybetti ve Real Madrid, o galibiyetle yakaladığı ivme sayesinde çeyrek finale kadar yükseldi. “İntikam soğuk yenen bir yemektir” derler. Ne kadar soğuk, o kadar iyi. Aylar geçti, çeyrek finalde bir kez daha karşı karşıya geldi Fenerbahçe, Real Madrid'le. İşi bir kez daha Madrid'de bitirme fırsatı doğdu. İki maçta sertlikle bezdirdiği Real Madrid'e karşı, aynı sertlikle çıktı sahaya. Üç maçın da ilk yarısında 30 sayının altında tuttuğu rakibini savunmasıyla, net bir şekilde yendi. Geçen yılla tam olarak aynı yerde, aynı takımı, aynı şekilde yendi Fenerbahçe. Bu galibiyet herhangi bir galibiyet değil. Bu rövanş, herhangi bir rövanş değil. Bu final four başarısı, herhangi bir başarı değil. İnanmıyorsanız, geçen Mayıs ayında bir cuma günü Opera Meydanı'nı dolduranlara sorun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme