28 Temmuz 2010 Çarşamba

Emil...




Başlangıç için başka birinin adını düşünemezdim bile: Emil Zatopek! Hayatımda beni çok etkileyen insanlar var; ancak kişiliği, başardıkları ve hayatıyla Emil Zatopek’in hikâyesi özeldir. Bu yüzden sitedeki ilk yazının onunla ilgili olmasını istedim. Yazılan tüm yazıların onu anlatmak için yetersiz olduğunu düşünüyorum ancak bir şekilde başlamak gerekiyordu. Buyurunuz efendim:



1952 yılı Helsinki olimpiyat oyunları...

Emil Zatopek, 1948 Londra’nın 5 bin metredeki gümüş, 10 bin metredeki altın madalyalı ismi olarak çıktı tartan piste. Finlandiya’da 5 bin, 10 bin ve maraton koştu! (Maraton dile kolay bir kelime, o yüzden 42 bin 195 metre deyişi Zatopek’in ne kadar inatçı biri olduğunu hatırlatmak adına daha faydalı olur.) İnanılmaz, tahmin edilemez ve tekrarlanamaz bir şey. Hoş, tekrarlansa da özelliği kaybolmaz ya...

Bir insanın sekiz gün içinde biri maraton olmak üzere üç uzun mesafe koşusunu olimpiyatta bitirebilmesi başlı başına büyük bir olay. Ancak Emil’i efsane yapan bir başka ayrıntı var: Zatopek bu üç mesafede de altın madalyaya ulaştı. İpi ilk önce göğüsledi, kürsünün en tepesine çıktı, yarışı birinci bitirdi... Ne derseniz artık. Yetmediyse, üç kategoride de olimpiyat rekoru kırarak aldı madalyalarını. Akıl almaz bir olay...

Üstelik Finlandiya’da 5 bin ve 10 bin metreleri kazandıktan sonra Emil’in kondisyon ve motivasyonunun maraton koşmaya yetip yetmeyeceği merak konusuyken, doktorlar salgı bezlerindeki enfeksiyon nedeniyle Zatopek’in yarışmasını sakıncalı bulduklarını açıkladılar. Ancak sağlık, Zatopek gibi biri için mevzu edilecek bir sorun değildi. Son dakikada da olsa maratona katılma kararını vermekten korkmadı. Onun ne yapacağını, yalnızca Emil’in kim olduğunu bilmeyenler merak ediyordu...

Yarış başlamadan önce, Emil en büyük favori Jim Peters’ı aramaya koyuldu. Atletler start için piste çıktığında 187 numaralı koşucuyu bulan Zatopek, yanına giderek tanışmak istedi.

“Merhaba, nasılsınız? Siz Jim Peters mısınız?”
“Evet, ben Peters’ım.”
“Memnun oldum, ben Zatopek, Çekoslovakya’dan.”

Peters’a garip gelen bu tanışmanın aslında çok mantıklı bir amacı vardı. Emil, daha önce hiç maraton koşmadığı için favoriyi iyi tanıyıp, onun temposunu yakalamak istiyordu.

...derken yarışın 15 kilometresi geride kaldı. Favori Jim Peters’ın yanına giden Zatopek, masumane bir soru sordu:

“Jim, sence çok mu hızlı gidiyoruz?”

Emil’in cevabını bilmediği bir soruyu kendisine yöneltmesini bir atışma olarak gören Peters, biraz da sinirlenerek “Hayır, yeteri kadar hızlı değil” yanıtını verdi.

Sonrası tahmin edilebilir. Öne fırlayan Zatopek’in atağını karşılamaya çalışan Peters’ın kramplar yüzünden yarışı yarıda bırakması ve ilk kez koştuğu maratonda olimpiyat rekoru kırarak şampiyonluğa ulaşan Emil’in 4x400 Jamaika bayrak takımı tarafından omuzlarda taşınması... Helsinki’nin unutulmaz kareleri.

Zatopek, olimpiyat'ta üç kez ikinci olmasına sebebiyet verdiği Alain Mimoun'un önünde. Mimoun Emil'i sadece 1956 olimpiyatlarında maratonda geçti. Emil o yarışa fıtık ameliyatı olduktan 6 hafta sonra katıldı!

29 yaşında katıldığı 1952 Olimpiyat Oyunları’na sıkı bir hazırlanma dönemi geçirdi Emil Zatopek. Sıkı hazırlanma derken, biraz açmak gerekir nasıl çalıştığını. Helsinki’ye kısa bir süre kala Prag ormanlarında postallarla iki hafta boyunca günde 100 adet 400 metre koştu efsane. Her gün, 400 metre temposunda neredeyse bir maraton bitirdi. Zaten hastalığına da bu temponun sebep olduğu konuşuluyor.

Zatopek, tarihte 10 bin metreyi 29 dakikanın altında koşan ilk kişiydi. Onu bu başarıya ulaştıran şey çalışma tarzıydı. Tek bir 10 kilometre koşmak yerine beş adet 200 metre, 20 adet 400 metre ve tekrar 5x200 metre koşuyordu. Hepsinin arasında birer dakika jog temposuyla yürüyerek devam ederdi. Emil’in bu idman tarzı “interval antrenman yöntemi” adıyla geliştirildi ve günümüzde de hâlâ kullanılıyor. Kendisine neden böyle hazırlandığı sorulduğunda verdiği cevap da harika: “Neden yavaş koşayım? Zaten nasıl yavaş koşulacağını biliyorum. Hızlı koşmalıyım ki hızlı hoşmayı öğreneyim...”

Belki istatistikler Emil’in ne kadar büyük olduğunu biraz olsun anlatmaya yardımcı olabilir. 1948 ile 1954 yılları arasında üst üste 38 kez 10 bin metrede geçen olmadı Emil Zatopek’i. Tam 18 kez dünya rekoru kırdı. Diğerlerini küçümsemek için değil, ancak hatırlatmak gerek, Emil Zatopek’in dünya rekorları Sergey Bubka veya Yelena Isinbayeva’nınkiler kadar kolay kontrol edilemiyor. Emil, 1958’de atletizmi bıraktığında çoktan tarihin en büyük sporcuları arasındaki yerini almıştı bile.

Bu kadar büyük bir sporcunun küçükken keşfedilip, sağlam bir tedrisattan geçerek rekor kırmaya hazırlandığı düşünülmesin. Zaten Emil’i efsane yapan sebeplerden biri de bu. 1.73 boyunda, 66 kiloluk bu adam koşmaya 18 yaşında, hem de tamamen bir tesadüf eseri başlamış.
Hikaye şu: Çalıştığı fabrikanın antrenörü, 1,500 metre yarışına adam bulamadığı için Emil’in yanına gider. Zayıf ve yeteri kadar kuvvetli olmadığı için koşamayacağını söyleyen Emil, disipliniyle tanınan antrenörden sert bir yanıt alır: “Koşmaman için doktor raporu getirmediğin sürece yarışacaksın.”
Neticede doktordan Emil’in koşabileceği yönünde rapor gelince, Zatopek zorla yarışa katılır. Start verildikten kısa süre sonra, koşu için fazla mesai ücreti alamayacak olmanın sıkıntısı, yerini kazanma hırsına bırakır. Hiç taktik bilmemesine rağmen kendini iyi hisseden Emil’in içindeki bitmek tükenmek bilmeyen kazanma azmi, genç Zatopek’in yüz kişinin katıldığı yarışı ikinci bitirmesini sağlar...

1952 Helsinki'de 5 bin metre koşarken. (Son 250 metreye dördüncü giren Zatopek, öne geçip geri düşmesine karşın yaptığı müthiş deparla yarışı kazandı. Son 400 metreyi 57.9 saniyede koşmuştu.)

Efsane Emil, 19 Eylül 1922’de Koprivnice’de marangoz babanın yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesinin maddi durumu çok iyi olmadığından, henüz 16 yaşındayken bir ayakkabı fabrikasında çalışmak için ailesinden ayrıldı. 18 yaşında o tesadüfen girdiği yarışta kendini gösterince, orduya davet edildi. Albaylık seviyesine kadar da yükseldi...

1948 yılında kendisi gibi bir atlet olan Dana Ingrova Zatopkova ile evlendi Emil. 1952 Helsinki’de kocasının 5 bin metrede altın madalyayı aldığı gün, Dana da cirit atmada altını boynuna geçirdi. Bu, belki de Zatopek ailesinin yaşadığı nadir mutlu günlerdendi. Zira Zatopek, siyasi duruşuyla çok zorlu günler de yaşadı.

Emil, Çekoslovakya Komünist Partisi’nin yenilikçi/özgürlükçü öncülerinden Alexander Dubçek’in yakın dostu ve sıkı bir destekçisiydi. 1968 yılında "Prag Baharı" olarak bilinen reform çalışmaları birkaç ay sonra SSCB'nin işgaliyle sona ermek zorunda kalınca, en büyük tepkiyi Zatopek vermişti. Prag'da dolaşan Sovyet tanklarının demokratik hareketi yok ettiğini söyleyen Zatopek, Dubçek'e desteğini sürdürdü. Ancak Dubçek ve ekibinin direnişi kısa sürünce, yeni Sovyet yönetimi Zatopek'in sözlerini unutmadı. Efsanevi sporcu, dönemin hükumeti tarafından ağır cezalara çarptırıldı. Sokakta çöp topladığı sırada halktan büyük destek aldı ve yüzlerce kişi onunla birlikte sokakları süpürdü. Ardından Zatopek siyasi rehabilitasyon maksadıyla altı yıl boyunca uranyum madeninde çalışmak zorunda kaldı.

Emil ve eşi Dana

Emil’in sosyal yönü hakkında söylenecekler sadece siyasi görüşüyle sınırlı değil. Çok iyi kalpli, espri yeteneği olan müthiş bir kişiliğe sahipti Zatopek. Koşarken acı çekmekten keyif aldığını, kendini zorlamanın eğlenceli olduğunu ve koşarken kendini özgür hissettiğini söyledi hep. “Bir insan cebinde parayla değil, yüreğinde hayalleriyle koşmalı”diyerek hayatta paradan önemli şeyler olduğunu vurguladı. Sadece sözde kalmadı bu düşüncesi. Zira Zatopek, 1966 yılında Avustralyalı atlet Ron Clarke’a 10 bin metre olimpiyat altın madalyasını hediye etti. Sebebi çok basitti. 1964’ün bronz madalyalı ismi Clarke, 1968 Olimpiyat Oyunları’nda 10 bin metre yarışında Meksika’nın yüksek rakımlı pistinde oksijensiz kalmış, ölümle burun buruna gelmesine karşın yarışı bitirmeyi başarmıştı. Bu Zatopek’in gözünde şampiyon olmak için yeterliydi.

“Zafer kazanmak harika bir şey, ancak dostluk ondan daha da güzel” diyebilmiş bir şampiyon, her zaman şampiyon kalır zaten. Zatopek de öyle bir efsane işte.

6 yorum:

  1. Hayırlı olsun İsmail,uzun soluklu olur umarım..

    YanıtlayınSil
  2. usain bolt veya michael phelps için olimpiyat tarihinin en başarılı atletleri dendiğinde aklıma hep Emil Zatopek gelir. bundan sonra bu cümleyi kuracakları okumlarını tavsiye edeceğim bir yazı daha oldu. teşekkürler hem yazı hem de akıcı dilin için

    YanıtlayınSil
  3. Öncelikle blogun hayırlı olsun.
    Ellerine sağlık İsmail abi harika bir yazı olmuş.bir saniye bile sıkılmadan okudum ve bu ismi şimdiye kadar duymadığım için daha doğrusu ilgilenip araştırmadığım için biraz utandım.
    Böyle bir efsaneyi bana tanıttığın için teşekkürü bir borç bilirim.Saygılar

    YanıtlayınSil
  4. Blogun hayırlı olsun.

    Emil Zatopek'i ilk kez "Born To Run" adlı kitapta duydum. Yazara göre Zatopek inanın koşmak için yaratıldığına dair en büyük kanıtlardan biriydi. Ve kitapta aynı Zatopek gibi koşmayı para için değil sadece koşmayı sevdiği için yapan birçok insanın inanılmaz hikayesi var. Koşu ile ilgilenen hatta sadece sporu seven biriyseniz okumanızı tavsiye ederim.

    YanıtlayınSil
  5. Zatopek ile baslamasan darilirdik zaten.. Eline saglik.. Hayirli olsun...

    YanıtlayınSil
  6. bloguna ilk defa girdim, kendi branşım olduğu için hemen atletizme tıkladım ve bu yazıyı gördüm. Gerçekten çok güzel bir konu seçmişsin ve hayranlık uyandırıcı bir yazı olmuş. tebrik ederim, atletizme değer veren bir insan olabildiğin için. ve elbette bu güzel aktarım için..
    bu tarzın devamını bekliyorum.

    YanıtlayınSil