12 Ağustos 2010 Perşembe

New York Günlüğü #2

Foto: Yavuzalp Yamaner
Sevgili günlük;

Sabahın beşinde uyanmanın garip tarafı, jet lag olduğunu anlamanın bile çok uzun sürmesi. Programımız saat 12'de başlayacağı için Yavuz'la birlikte erken kalkıp alışverişe çıkmaya karar verdik. Sabah yedi kahvaltısının ardından yola koyulduk. Kahvaltı sırasında Tahsin adında bir Türk garsonla tanıştık. Bize Türk restoranlarının yerini anlatmaya çalıştı ama sanırım amacımızın New York'ta Türk yemeği yemek olmadığını anlaması uzun sürmedi. Kahvaltı bittikten sonra daha önce Erkan abinin önerdiği B&H Photo mağazasına gitmek için metroya binmeye karar verdik. New York'ta her şeyin çok basitleştirilmiş olduğu dikkatimi çekti. Bir insanın burada kaybolabilmesi için çok çaba sarf etmesi lazım.

Foto: Yavuzalp Yamaner

Metronun bizimkiyle pek bir farkı olmadığını söylemeliyim. Yavuz birkaç güzel fotoğraf çekti, onları kendi sitesinde paylaşacak sanırım. İndiğimiz durakta yer yüzüne çıkınca karşımızda Madison Square Garden vardı. Bende taşikardi var, bu tip ani heyecanlanmalar sağlığım için iyi değil! Neyse, MSG'yi gezip maç izleyeceğiz. Daha çok vaktimiz var.

Yavuz'un bu geziyle ilgili en çok heyecanlandığı bölüme geldik. B&H Photo'ya girer girmez kendini kaybetti. Erkan abi "oradaki ürünlerle yerel bir televizyon kanalı kurulabilir" demişti, haklıymış. Burada elektronikle ilgili aklınıza gelebilecek her şey var. Kipa'larından anladığımız kadarıyla çalışanların çoğu Yahudiydi, ancak burada da Türk çalışanlara rastladık. Her yerdeyiz!

Foto: Yavuzalp Yamaner
Alışveriş bitti ve otele döndük. Günün ilk organizasyonu "Ball Room"da açılan müzeye ziyaret. Çok büyük değil, ancak fazlasıyla etkileyici. Ayakkabı, forma ve topların zamanla nasıl değiştiğini çok net bir şekilde gözler önüne seriyor. En sevdiğim bölümse Magic Johnson'ın giydiği ayakkabı. Hemen yanında Michael Jordan'ın uğruna ceza yediği ilk renkli ayakkabısı var. Dr. James Naismith'in yazısıyla basketbolun orijinal 13 kuralı ve Kobe Bryant'in 81 sayı attığı maçta giydiği ayakkabılar da müzede dikkat çeken parçalardı. NTV SPOR'da geniş haberi görmüşsünüzdür belki. Güzel bir tecrübeydi.

Hemen yanımdaki ayakkabı bir zamanlar Magic'in ayağındaydı.
Ardından beşinci caddedeki Nike Town'a doğru yolculuğumuz başladı. Beş katlı dev bir mağazadan bahsediyorum. Her katını farklı bir spora ayırmışlar ve bisikletten atletizme kadar her sporla ilgili malzemeler vardı. Yürürken karşıma Chris Bosh çıktı. Alışverişe geldiğini ve konuşmak istemediğini söyledi. Anlayışla karşıladım çünkü orada bir kişiye vereceği taviz, tüm gününü mahvedebilirdi. Uzaktan fotoğrafını çekebildim sadece, korumaları o kadarına izin verdi. Yukarı çıkınca karşıma Marcelo Machado çıktı. Kendisinin kalbimde açtığı yara hâlâ derin olduğu için fotoğrafını çekmek istemedim.

Chris Bosh alışverişte. Fotoğraf telefonla çekildi.
Nike Town sonrasında planımızda akşamki Dwyane Wade ve Chris Paul etkinliğine gitmek vardı, fakat New York trafiği buna izin vermedi. Allah'tan Nike Türkiye'nin başındaki Nagwa bizlerle birlikteydi de, söylediği şarkılar yolculuğumuza neşe kattı! Neyse, Nagwa'nın dediğine göre Wade ve CP3 ile cuma günü görüşeceğiz. Biz de Nike'ın otelde verdiği kokteyle döndük. Akşam yemeği için görevlilerin de tavsiyesiyle otele yakın bir İtalyan restoranını tercih ettik. Açıkçası pizza satmadıklarını duyunca biraz hayal kırıklığına uğradım. İtalyan restoranında pizza olmaz mı? Bu bir Türk restoranına gidip kebap bulamamaya benziyor!

Pek sorun etmedik. Yemek sonrasında sevgili Irmak Kazuk'un tavsiyesine uyup otelin yakınındaki bir kulübe gittim. Müzik de güzeldi insanlar da. Biraz eğlendikten sonra otele geri döndüm, çünkü sabah programı saat yedide başlıyor! Yarın büyük gün, sabah Kevin Durant ve Coach K ile özel röportajlarımız var. Diğerlerinden de bir şeyler koparmak için çalışacağız. Sabah röportajlar, akşam da Jay-Z konserindeyiz! Heyecan verici.

Bugünlük bu kadar;
Sevgi & saygı.

6 yorum:

  1. ''Yavuz birkaç güzel fotoğraf çekti, onları kendi sitesinde paylaşacak sanırım.''

    diğer fotoların sergileneceği siteyi de yazar mısınız?

    YanıtlayınSil
  2. bu günlüklerini özlemişiz İsmail abi....gerçi hatırladığım son günlüklerin 2005 nba playofflarıydı ve benim için pek hayırlı geçmemişti(reggie'nin vedası)ama çok hoş yazılardı ve hala arşivimde duruyor...machado ile karşılaşmışken çaktırmadan bir dirsek atmaman da büyük talihsizlik olmuş!

    YanıtlayınSil
  3. Cok güzel vakit gecirdiginiz belli (: Ama İsmail abi KSK t-shirt'i giymeni bekliyodum (:

    YanıtlayınSil
  4. Ne zamana kadar New York'tasiniz acaba, pazartesi gunu New York Nba offical store da olma ihtimaliniz nedir? :D

    YanıtlayınSil
  5. Orda olduğumu hissettim yazının başndan sonuna gelene kadar..

    YanıtlayınSil
  6. kevin, chris falan bunlar çok güzel şeyler, beni istanbul'dan bile heyecanlandıran bir durum! lütfen MJordan fotosunu yüklerken haber ver, artık onu kaldırmaz yaşlı kalbim!

    YanıtlayınSil