1 Ağustos 2010 Pazar

Takım Muhabirliği


Takım muhabirliği ülkemizde hak ettiği kadar değer görmeyen bir meslek. Bir takımı tüm sezon takip edip onlar hakkında en detaylı bilgileri edinmek neredeyse tüm taraftarların hayalini kurduğu bir iş.

Fakat insan faktörü işin içinde olduğundan, kişisel ilişkileri ve duyguları bu işin içine karıştırmamak epey zor. Muhabirler yakın dostları haline gelen yönetici ya da sporcular hakkında onların sevmeyeceği haberleri yapmamayı tercih edebiliyorlar. Farkında olmadan bir sansür uygulaması yani. Ya da Vicente Del Bosque, Luis Aragones ve son olarak Frank Rijkaard örneklerinde gördüğümüz üzere muhabirlerin takımı fazla sahiplenmeleri bazı durumlarda sağduyu kaybına yol açıyor ve muhabirler basın toplantılarında “hesap sorma” cüretini gösterebiliyorlar.

Takım muhabirliği sadece ülkemizde bulunan bir uygulama değil tabii ki. Amerika Birleşik Devletleri’nde de “insider” ya da “beat writer” adıyla anılıyor takım muhabirleri. Ülkemizden farklı olarak orada haberlere değil, hikayelere daha çok önem veriyorlar. Bu haberlerin değerli olmadığı anlamına gelmesin. Amerikan basınını biraz takip edenler “haber ilk olarak ... gazetesinde çıkmıştır” kalıbına aşina olmalılar. Ancak Amerikan basınında kuvvetli istihbarat almak iyi bir muhabir olmaya yetmiyor ülkemizdeki gibi. Orada aynı şartlara sahip olduğunuz muhabirlerle kuvvetli hikayeler çıkarmak için yarışıyorsunuz.

Örneğin Lamar Odom’ın evliliği, Zaza Pachulia’nın sahip olduğu restoran, Chris Paul’ün lisede 61 yaşında vefat eden dedesi için kasten 61 sayı atması, Paul Pierce’ın bowling sevdası, Luol Deng’in Sudan’dan iltica etmesi, Steve Nash’in futbol merakı gibi konular muhabirlikte fark yaratmanızı sağlıyor.

NBA.com muhabiri David Aldridge, Gilbert Arenas ile...

Bu konuda en başarılı bulduğum isimlerden biri Salt Lake Tribune gazetesinin Utah Jazz muhabiri Ross Siler’dı. Ancak Siler, sürpriz bir kararla muhabirliği bıraktığını ve Seattle’daki Washington Üniversitesi’nde hukuk okumaya karar verdiğini açıkladı.

Nedeniyse basit, bu işi hakkını vererek yapamayacağını düşünmesi. Kararını ayrıntılarıyla açıkladığı (İngilizce) bir röportaj var, şuradan okunabilir. Satırbaşlarını belirtmek gerekirse; bilhassa uykusuz kalmaktan, uzun seyahatlerden, eşini görememekten, gazetenin sağladığı maddi imkanların yetersizliğinden, haber elde etmenin zorluklarından ve Washington Post, New York Times, Los Angeles Times ya da Boston Globe gibi gazetelere transfer olmanın zorluğundan bahsetmiş.

Açıkçası birçok muhabirin neler yaşadığını samimi bir şekilde gösteren bir röportaj olmuş. Belki de Ross Siler’ın bu açıklamaları, muhabirlerin hangi şartlar altında çalıştığının anlaşılması ve muhabirlerin gerçek görev tanımlarının ne olduğunun anlaşılması bakımından fayda sağlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme